• DOLAR
    7,1931
  • EURO
    8,5193
  • ALTIN
    475,61
  • BIST
    9,4095
KIZLARA KURTARAMAYACAĞI SÖYLENİR!

KIZLARA KURTARAMAYACAĞI SÖYLENİR!

Kadının şiddet ve cinayet mağduru kavramlarıyla özdeş anıldığı bugünlerde, beş yıl önce tesadüfen denk geldiğim bir reklamı hatırladım. “Kızlara neleri yapacağı, neleri yapamayacağı söylenir?” sorusuna bir kız çocuğu, Kızlara kurtaramayacağı söylenir” dedi; “Masallarda zor durumda olanları kurtaranlar, süper kahramanlar hep erkeklerdir, kızlar hiç kurtarıcı olmazlar” .

Kız çocukları “beyaz atlı prens” masalları ile büyütülürken, erkek çocuklara da ağır sorumluluklar yüklenmektedir. Üstelik masallardaki beyaz atlı -yakışıklı- prenslerin adını bile kimse bilmemektedir. Bu genç adamın gücü, çekiciliği, kral babasının (onun da adını bilen yok!) serveti, unvanından geliyor, başka bir kariyer, beceri, mesleğe ihtiyacı yok gibi görünüyor. Sihirli değnekle görüntüsü değişen, sadece güzelliği ile zengin ve şöhretli bir adamla evlenerek kurtarılmayı bekleyen genç kızlar, hatta kız çocuklarının sadece masallarda olmadığı gerçeği de içimizi acıtmaya devam ediyor.

Masal işte deyip geçebilseydik keşke!

Çocukları (kız ya da erkek) kendilerini sevmek ve yaşamlarının sorumluluğunu almak konusunda teşvik etmek, eğitmek yerine, bir cinsiyet zavallı, kurtarılmaya muhtaç, diğeri de kahraman olarak yetiştiriliyor.

Neredeyse tüm toplumlarda ve kültürlerde kızlar, ona ve ileride doğacak çocuklarına bakabilecek güçte bir erkek ile evlenmek fikri ile yetiştirilmekte. Her ne kadar bunu insanlığın devamını sağlamak için içgüdü olarak açıklama gayretleri olsa da bir biyolog olarak hayvanların dünyasında içgüdüler üreme ve hayatta kalma üzerinedir, sevgi, ilgi, takdir bekleyen bir dişi hayvan hakkında bilgim yok.

Zihin, beden, ruh sağlığı bütünlüğüne sahip, kendi yaşamının sorumluluğunu alan yetişkinler olmanın yolu, çocukluktan itibaren bilinçaltımıza kodlanan, kök inançlarımızı fark etmekten geçiyor. Yaşamımızı yönlendiren temel inançlarımızı sorguladığımızda, gerçeğimizi keşfettiğimizde artık ne kurbanızdır ne de kurtarıcıya ihtiyaç duyarız.

Erkek çocuklarını nasıl yetiştiriyoruz? “Erkek adam kız (kibar söylemde) gibi ağlamaz, gülmez” diyerek duygularını ifade etmelerini engelliyoruz. Bütün aileler hanedanmış gibi, soyadını devam ettirecek veliaht muamelesi ile havaya sokuyoruz onları. Sonra da bütün yaşam boyu süren, tatmin olmayan bir kadın-erkek çatışmasına zemin hazırlıyoruz.

Mutluluk dışardan temin edilebilir mi?

Mutluluk birinin bizim için yaptığı ya da yapmadığı şeylere bağlı olduğu sürece tatmin olma şansımız yok aslında. Neden bizim beklentilerimizi gerçekleştirmek başka birinin görevi, sorumluluğu olsun ki?

Bugün yaşanan bireysel ve toplumsal cinnetlerin, cinayetlerin, öfkenin, hatta her tür sözel, psikolojik şiddetin kökeninde sevgisizliğin ve çocukların cinsiyet ayırımı ile büyütülmesinin olduğu fikrindeyim. Her iki cinsin hayal kırıklıklarıyla biriken öfke enerjisi dini, siyasi, namus davası vb. türlü meşrulaştırma bahaneleriyle bireyden topluma yayılmakta ve kolektif deliliğe neden olmaktadır.

Savaşmak ve öldürmek için kullanılan tüm silahlar savunma, korunma maskesi altında makulleştirilmeye çalışılırken; bireysel sorumluluk almaktan kaçınan insanlar da hep kendini kurtaracak bir lider, kahraman aramaya devam ediyor.

İçinde hem dişi hem erkeğe ait özellikleri barındırdığını bilerek onları denge ile yaşatan; mutluluğun satın alınabilen veya başka biri tarafından temin edilen bir kavram olmadığını anlayan, önce kendini var olduğu şekliyle sevebilen bireylerden oluşan toplumlarda, savaşların, cinayetlerin, şiddetin yerini sevgi, huzur ve barışın alacağına ve bunun için herkesin üzerine düşen çabayı göstermesi gerektiğine inanmaktayım.

Dr. Deniz ÖNER

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?